SEMPOZYUMA DESTEK VEREN
7 ÜLKEDEN 14 ÜNİVERSİTE VE
DESTEKLİYEN ÜNİVERSİTELER
İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi
Süleyman Demirel Üniversitesi
Iğdır Üniversitesi
RİNAP – Risale-i Nur Araştırmaları Platformu (Üsküdar Üniversitesi)
Isparta Uygulamalı Bilimler Üniversitesi
International University of Sarajevo (IUS)
Imam Al-Adham University College (كلية الإمام الأعظم الجامعة)
Ez-Zitouna University (جامعة الزيتونة)
University of Khartoum (جامعة الخرطوم)
UNIDA Gontor – Universitas Darussalam Gontor
Salahaddin University-Erbil (SUE)
Elrazi University (جامعة الرازي)
University of Kut (جامعة الكوت)
Usman dan Fodio University (جامعة عثمان بن فودي)
BEDİÜZZAMAN SÊÎDÊ KURDÎ
İnsanın nerden nerye diyesi geleceği bir konu! Cumhuriyet ve özellikle Mustafa Kemal ile Saidi Kürdi arasındaki ilişkiler oldukça karışık! İkisi de Abdülhamid döneminde saraya yakın çalışan iki kişi! Kanımca ikisininde saray istihbaratı ile ilişkileri olduğunda birbirlerini de iyi tanımaktaydı! Osmanlı Devletinin çöküşü ile Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş döneminde Saidi Kürdi, Abdülhamid saflarında kalınca Mustafa Kemal Paşa ile de ilişkileri tamamen bozulur!..
Anadolu İstiklal Savaşı başladığında, başında Saidi Kürdi’nin bulunduğu Kürt Süvari Alayı daha yolda iken Mustafa Kemal emriyle durdurulur! Saidi Kürdi ise Alay Komutanı olarak yönünü doğuya vererek Ruslarla çarpışmayı tercih eder!..
Savaş sonunda Ruslara esir düşer! Bir süre sonra Finlandiya üzerinden Avrupa‘ya ve oradan da tekrar İstanbul’a döner…
1918 yılından itibaren dağılan Osmanlı İmparatorluğu içinde bulunan bir grup Kürt aydını, o dönemin Danıştay Başkanı olan Seyit Abdülkadir’in önderliğinde, Kürd Teali Cemiyeti”ni kurarlar. Bu cemiyetin kurucu üyeleri hep Kürtlerden oluştuğu için, aralarında fikirleri birbirine zıt olan adlar da vardı. O zaman İstanbul’da bulunan Müslüman Kürt Aydını Saidi Kürdi de bu kurulmuş olan cemiyetin üyeleri arasında yer alıyordu. Kürtlerin ilk örgütlenmelerinden biri olan bu cemiyette değişik görüşlerde insanlar vardı. Batıcı görüşü savunan ve Jön Türkler arasında adı geçen Arapkirli bir Kürt olan Dr. Abdullah Cevdet (1869-1932)’ten tutun da Şurayı Devlet Reisi (Danıştay) olan Diyarbekirli Seyid Abdülkadir kurulan bu yeni cemiyetin kurucu başkanı olarak da yer alıyorlardı. Adı geçen cemiyet 30 Aralık 1918 tarihinde Dahiliye Nazırlığına (İçişleri Bakanlığı) verilen resmi bir dilekçe ile kurulmuştu. Cemiyetin iç tüzüğünde ise kuruluş tarihi 19 Kasım 1918 olarak gösterilmiş.
Mustafa Kemal ile yıldızları barışmayan Saidi Kürdi, Cumhuriyet döneminde çok haksızlıklara uğrar! En son sürgün yerlerinden biri olan İsparta’ya sürgün edilen Bediüzzaman, gecesini gündüzüne katarak yazacaklarını yazıyor, talebeleri vasıtasıyla görüşlerini her yere ulaştırıyordu. Bu dönemde, öldükten sonra dirilişi ispatlayan risalesi olan “Haşir Risalesi”ni yazar! Bu eserini diğer eserleri olan ve Nurculuğun temelini oluşturan “Nur Risaleleri” takip eder. Artık Barla’daki ahşap evi ve önündeki koca çınar ile orası gerçek bir medreseye dönüşür! Kürdistandan uzak diyara sürülse de Kürt öğrencilerinin yerini burada Türk öğrencileri alır!..
Atatürk’ün Saidi Kürdi ile son ilişkileri O, Barla‘da sürgünde iken bir daha olur! Avukat Ahmet Özkılınç’ın yazdığı eserinde Mustafa Kemal’in Barla’da Bediüzzaman Saidi Nursi ile bir kez daha gizlice görüştüğü öne sürülür. Şeyh Said isyanından sonra, isyana karışmış bahanesiyle Barla’ya sürgün edilen Bediüzzaman ile Mustafa Kemal arasında gerçekleşen gizli ziyareti Ahmet Özkılıç tarafından şöyle anlatır: “1969 senesiydi. Adapazarı’nda arkadaşımla bir tren yolculuğundaydık. Bediüzzaman ve Nurculuk sohbetimizin konusu idi. Oturduğumuz kompartımana fötr şapkalı, takım elbiseli bir zat girdi. Sohbetimizi işitti. Kendisi, 1930’lu yıllarda Isparta emniyet müdürlüğü yapmış. Birlikte seyahat ettik. Dönemin Isparta Emniyet Müdürü bana trende anlattı: ‘Mustafa Kemal, Isparta’ya teftişe geldi. O gece Eğirdir’de kaldı. Sabahı çok erken saatte gizlice Barla’ya gitmek istediğini bana söyledi. Refakat ettim. Bir de yanımızda şoför vardı. Hiç kimseye haber vermeden Bediüzzaman’ın odasına gittik. O ve ben, ikimiz içeri girdik. Bediüzzaman yatağa yan uzanmış bir halde üzerinde yorgan örtülü vaziyette uzanıyordu. Hiç kalkmadı. Mustafa Kemal’e yerdeki şilteyi gösterip, “otur!” dedi. O da, rafta duran Kur’an’ı alarak “Tin Suresi”ni açtı. “Lekad halaknel insane fi ahseni takvim” ayetini okudu. “Bu ayet bana bakıyor” dedi. Bediüzzaman: “Yanlışlıkla komşunun kapısını çalmışsın. Yaptıklarınla, sonraki sure sana bakıyor” dedi. “Ne o konuştu, ne ben, ne de Bediüzzaman. Oradan ayrıldık. Mustafa Kemal, dışarı çıkınca bana: Hocaefendi aynı inadında devam ediyor!” dedi!..”
Avukat Ahmet Özkılınç, Mustafa Kemal’in o yıllarda Eğirdir ziyareti yaptığı, bakanlıklar arasında yapılan yazışmaların belgeleriyle ve Mustafa Kemal’in Eğirdir tren istasyonunda çekilmiş bir fotoğrafının da kitabın içinde yer aldığını belge şeklinde kendi kitabına eklemiş. Ne yazık ki bu tarihi aydınlatan olay, ziyaret tarihinin kesin olarak belirtilmediği, emniyet müdürünün adsız ve adressiz kalışıyla, olaya bir sır perdesi büründürülmüş gibi… Mustafa Kemal’in Bediüzzaman’ı Barla’da ziyaret ettiği kesin olarak yukarda anlatılan noksan bilgiyle bilinmese de Bediüzzaman’ın “Şua” adlı eserinde bahsettiği bu ziyaret olayı üstünde düşünülmesi gereken bir konu olduğunu göstermektedir.
Bediüzzaman 8 Mart 1960 tarihinde Emirdağ’dan Isparta’ya gider. Oradan da gizlice daha önce emanet verip Urfa’ya gönderdiği Mevlana Halid’in hırkasını bir daha ziyaret etmeye gider. O’nun bu son arzusu artık sayılı günlerinin de bir habercisiydi. 21 Mart 1960 Newroz günü Urfa’ya vardığında, emniyetin Urfa’yı terketmesi emrine karşılık direnir. Emri tebliğ eden Emniyet Müdürü’ne: “Ağır hastayım. Dönecek takatim yok. Zaten buraya ölmeye geldim” demesi ve 23 Mart 1960 gününün Kadir Gecesi’nde Hakka yürüyerek, Urfa’daki Halilürrahman Dergah’ına defn edilir. Kendisine zülm edenlere asla boyun eğmeden, onlara inat olsun diye, Hakk’ın rahmetine gönlünün istemiş olduğu yerde kavuşur…
27 Mayıs 1960 tarihinde Türkiye’de bir askeri darbe olur. Darbeciler bu defa Bediüzzaman’ı ebedi istrahatgahında dahi rahat bırakmazlar. 12 Temmuz 1960’ta 27 Mayıs ihtilalinin ardından kurulan hükümetin emriyle, Urfa’daki Saidi Nursi’nin mezarı kazılarak açılır. Ceset gece bilinmeyen bir yere nakledilir. O tarihten beri Bediüzzaman’ın mezarının nerede olduğu bilinmiyor! Bazılarınca uçakla Akdeniz’e atıldığı, bazılarınca da mezarının sadece belli bir cevrece bilinen bir yerde gömüldüğü söylenir. Bu her iki görüş de tam olarak saptanmış değil!.. Yalnız aşağda belirtilen bir haber var ki belki de o doğru adresi işaret etmektedir. Şöyleki : Darbeleri Araştırma Komisyonu’nun, “Bediüzzaman’ın Mezar Bulunsun” önerisiyle Saidi Nursi’nin gizlenen mezarı bir daha gündeme gelir. Bu sırada bir de aradan 52 yıl geçtikten sonra, ortaya çıkan ve olaya şahitlik eden Erol Türegün ortaya çıkar. Erol Türegün olayı şöyle dile getiriyor:’ Yedeksubaydım, gece yarısı alarm verildi. Bir cenaze taşıyan uçak gece yarısı Afyon Askeri Limanı’na indi. Cenazeyi taşıyan Assubaylar, cenazenin Saidi Nursi’ye ait olduğunu, daha önce kazılan Isparta-Afyon arasındaki bir mezara defn ettiklerini anlatır!..
Cumhuriyet döneminde Saidi Nursi hem Kürt gençliğine, hem de Türk gençliğine „Bir Vatan Hayini“ olarak anlatıldı ve tanıtıldı! Aslında O, Kürt Süvari Alayının başında gönüllü olarak Kurtuluş Savaşı’na katılmak isterken yarı yolda geri cevrilmiş, Doğu Cephesinde tüm alayının savaşçıları yok edilmiş, geriye kalanlar da Ruslara esir düşmüşlerdi!.. Vatan hayinliği bunun neresinde olabilir.
Üniversiteye kadar bu yanlış görüşler hepimizi de etkilemişti. Bugünkü hükümetin uygulama ve görüşleriyle ayni olmasak da onların Saidi Nursi‘ye uluslararası bir sempozyumla anarak yüceltmeleri ve gerçek değerini uluslararası üniversitelerde bile ders olarak okutulduğu gerçek bir vakadır!
Geç de olsa Saidi Nursi’yi hem Türkiye’de, hem de dünyada bir kez daha üniversiteler arası sempoztumla anılması ve düşüncelerinin dini anlamda tesbit ve yüceltilmesi tam da yerindedir!..
Kendisini bir Kürt yurtseveri olarak rahmetle anar ve yaptığı hizmetleri saygıyla yad ederiz!..
4 Ekim 2026
Abuzer Bali Han
Araştırmacı Yazar